top of page

Şekerci Ağabey

Yazarın fotoğrafı: Hasan Fehmi Kumanlıoğlu
Hasan Fehmi Kumanlıoğlu
2 gün önce
7 dakikada okunur

Bismihi

Teslimiyetin büyük marifetleri..

Şekerci ağabey Mehmet Özbek kardeşimizden hatıralar:                27.07.2026  Pazartesi

Kendisini tanıdığımızda                 “Ege Reklâm Ajansı” sahibiydi. Yıl 1982.  Nam-ı maruf Ajans Mehmet. Öyle meşhur oldu ihvan arasında. O yıl Emrah adında bir oğlu vardı. Ertesi yıl Hasan Fehmi adını istediği ve kulağına ezanladığımız ikinci oğlu doğdu. Eşi Keriman yenge cana yakın, hizmet ehli. Buca’da otururlardı.

Tanıştığı Kürkçü Yusuf  kardeş onu bize Şemikler’e getirdi. Hacı Babam ile tanıştırdı  ve o da bana teslim etti. Nerdeyse yarım asır. O günden bugüne Allah nazarlardan korusun, dostluğumuz sürüyor çok şükür.

Ajans,ajan kelimesi ile karıştırıldığından ve yanlış anlamaya sebep olduğundan, namını “Şekerci” ile değiştirdik. Çünkü Menemen –İzmir arası çalışan Hicret kardeşimizle Şerif Dayının minibüslerinde muavin olarak  yolculara şeker ve kolonya ikramını yapıyordu. Bir Menemen’li olarak adımızı karalayanlara karşı böylece tepkimizi ortaya koyduk ve yolcularımızdan çok sitayişkar geri dönüşler aldık. Rabbim bu güzellikleri kazandıran kardeşlerimizden razı olsun. Dervişlik, insana hizmettir canlar.

Birlikte yaşadığımız güzellikleri saysak ve yazsak sanırım ciltler tutar. Ama biz içlerinden öne çıkan fevkaladenin fevkinde ibret dolu olanları yazacağız.

 Gelelim, ibret dolu hatıralara;

-İlahiyat Fakültesi Dekanımız ve daha sonra Devlet Bakanı olan Prof. Dr. Mehmet Aydın Bey ile yaşadığı seçim öncesi müthiş karşılaşma Çeşme’de.

-Oğlumuz Ali Rahmi ile Konya yolundaki yaşadıkları acı olay.

-Muğla’da Ahmet Hoca ile olan görüşme.

-Zonguldak Bakacakkadı’da Burhan ağabeye yardım.

-Giresun-Bulancak’ta hoca arkadaşım Dursun Ali Türkmen’i hayrete düşüren ziyaret.

-Hoca arkadaşım  merhum Ramazan Şimşek ile yaşadıkları.

-Hoca arkadaşım İbrahim İlhan ile yaşadıkları.

-Hoca arkadaşım Merhum Ahmet Yaşar ile başından geçenler.

-Hoca arkadaşım Hüseyin Görgülü ile olan dialogları..

Bunları teker teker özetle siz okurlarıma izah edeceğim. Rabbimin büyük lütfunu birlikte müşahede edeceğiz canlar. Sırasıyla:

Seçim çalışmaları sebebiyle Çeşme ilçesinde esnaf ziyareti yaparken Mehmet Aydın hocamız o sırada orada bulunan Şekerci Ağabeyle karşılaşır. Şekerci kardeş yanında bulunan Nazım Ankaralıgil hocama, bana telefonla ulaşmasını söyler. Ve Mehmet Aydın hocamın önüne geçer ve elini öpmek ister. Hocam müsaade etmez ama Şekerci kardeş ısrarla öpmek ister ve – Bana elinizi öpmem emredildi, deyince Hocam,- Kim emretti diye sorar. O da- Efendim Hasan Fehmi hocam deyince o zaman Hocam- Zaten ondan başkası olmaz der ve elini öptürür Nazım hocam da bana ulaşmıştır o esnada. Mehmet Aydın hocamla kısa bir, başarı dileklerimizi ilettiğimiz telefon görüşmesi yaptıktan sonra,Hocamız Şekerci’ye dönerek -Şimdi inandım, bu seçimi alacağız, şu ana kadar ümidim yoktu ama şimdi artık var. Çünkü Efendi hz. lerinin duasını aldık ya, demiş. Şekerci ağb.in keyfine değme o anda.Şimdi bile o anları anlatırken keyfinden dört köşe oluyor.

O seçimde (2007)Hocamlar Ak parti olarak % 47 ile iktidara geliyor ve Dekanımız, Devlet Bakanı olarak hükümette görevde. Şimdilerde kendi köşesinde sessiz bir hayat sürmekte sanırım.

-  1993 yılının Aralık ayı. Mevlana’nın 17 Aralık Vuslat yıldönümü kutlamalarına oğlumuz Ali Rahmi ile birlikte Şekerci Mehmet kardeş otobüsle yola çıkıyorlar geceleyin. Geceyarısı haber geliyor. Bindikleri otobüse bir kamyon çarpıyor, kaza oluyor ve birkaç kişi can veriyor. Salihli’de olan kazada orada oturan kardeşimiz Mustafa İşbilir yardımcı oluyor ve kazazede  oğlumuz ile Şekerci’yi Buca Devlet Hastanesi’ne  naklediyorlar. Oğlumuzda bir şey yok. Ama Mehmet kardeşimiz yaralı ve sedyenin üstünde daim zikirde.

Ailesine nasıl haber vereceğiz ve ne diyeceğiz, onun tedirginliği ve telaşı içindeyiz. Muayene, film ve tedaviye geçiş. O anların sızısını hala içimde duyuyorum. Allah’tan kardeşimiz kendinde ve büyük bir sabırla zikirde.

Oğlumuz ısrarla gitmek istiyor, ben de mani olmaya çalışıyordum. Ama Takdir hükmünü icra ediyor. Bu acı veren tecelli ile baş başa kalıyoruz.

Ailesinin olgunca karşılaması bizi rahatlatıyor. Allah onlardan razı olsun. Ağır bir tecelli. Altından ancak La Faile’yi hakkıyla yaşayanlar kalkabilir.

Şekerci Mehmet Ağb. iyileşiyor ve aşkla sohbetlere katılmaya devam ediyor.

1999’da küçük oğlumuz Salih Rifat’ı  Ankara’da, büyük oğlumuz Ali Rahmi’yi Erzincan’daki Askerî Birliklerine teslim ediyor. Unutulmaz güzellikler. Allah ondan razı olsun…

-1993 yılı, Mehmet Özbek kardeşimiz anlatıyor: “Izgara pazarlamak için Muğla’ya gitmiştim. Birkaç dükkan dolaştım, ama nafile. Cuma ezanı okundu. Camiye girdim, namazı edadan sonra, aklıma efendimin sözü geldi. Şeyh Camii görevlisi Ahmet Hoca ilmihal kitabı yazmış, onu gör, selam söyle ve biraz kitabından al getir, demişti bana. Şeyh Camiini sordum cemaate. İşte bu cami dediler. Ahmet Hocayı sordum, aşağıda bir dükkanı işaret ettiler. Dükkana girdim, topluca bir bey oturuyordu. Ahmet Hocayı sordum, kendisi olduğunu söyledi ve bana kim ve hangi cemaatten olduğumu ısrarla sordu. Ben de pazarlamacı olduğumu, memleketimin Yozgat olduğunu söylememe rağmen, o hala hangi cemaatten olduğumu soruyordu Ben de kendisine- Ben cemaat bilmem ama, ”Nakşibendinin salikleriyiz – Rifat Melami havzeleriyiz” ve “ Nakşibendi şöhretin – Melamidir siretin” der demez hoca, masanın altına girdi. -Ne oldu hocam diyorum, adam titriyor. Melami mi Melami mi ? diyor başka bir şey demiyor. Ben kendisine camiden geldiğimi, şeyhimizin cami imamı, büyük hocamızın da İlahiyatta öğretim elemanı olduğunu söyleyince derin bir nefes aldı ve kendine geldi. Meğer şeriata uymayan melamet iddiasındaki gurupları tanımış daha önce. Sıkıntısı ondanmış. Daha sonra kendine müracaat edenleri bize yolluyordu bu mübarek. Kendisinden bir miktar ilmihal kitabı aldım ve ondan ayrılınca da uğradığım diğer dükkanlardan mal siparişi aldım.”

İşte canlar, ibretlik bir  hadise. Efendimiz ne diyor!! . “ Meslek-i Rasule biz de uyalım - Ehl-i sünnet vel-cemaat olalım” ve “Oğlum Ahmet, şeriat-ı Muhammediye’den ayrılmayacaksın”.

Canlar biz buyuz be çok şükür…..

-Mehmet Dağ (merhum) şoför, Mehmet Özbek pazarlama elemanı. Mangal tanıtımında ve satışındalar. Yolları Zonguldak’a varıyor. Huyumuz gereği, ziyaret etmeleri için onları Bakacakkadı’ya Burhan Albuz’a (merhum) yönlendiriyoruz. Eve varıyorlar. Burhan Ağabey onlara candan sarılıyor. Sizi Allah’mı gönderdi dercesine, sevincinden adeta göklere uçuyor. Çünkü avlusuna beton atmak için hayli miktarda kum ve çimentoyu karıştırmış, harç yapmış. Bitmiş tükenmiş vaziyette . Bizim canlar paçaları sıvamışlar ve harcı karıp büyük bir gayretle bahçeye yaymışlar, gece yarısı da olmuş. Eğer gitmeseler o harc, betonlaşıp kalacak. Ama bizden tecelli eden oraya yönlendirmenin zevkine varıyor iki Mehmet kardeşimiz. “Efendi’nin himmeti” diyor canlar bu hususta. Takdir-i ilahi.

“ Onlardır Hakk’ın kulları – Takdire bağlı işleri / Kur’an okur hep dilleri – Hep gördüğü didar olur”

Hasan Fehmi Tezdoğan hz.leri (1885-1951)…

Tekrar söyleyelim “Biz buyuz” işte… Elhamdülillah…

-Dursun Ali Türkmen hocamız, Giresun Bulancak’tan. 1985 yılında İzmir İlahiyat Fakültesi Arapça Okutmanlığı görevine başladığımız 6 arkadaştan biri. Diğerleri: Ahmet Yaşar (merhum), İbrahim İlhan, Ahmet Şen(merhum), Lütfullah Yavuz hocalarım.

Dursun Ali hoca bir süre sonra Samsun İlahiyat’a geçti. Şimdi emekli ve İstanbul Aydın Ünv.de hocalık yapıyor.

İşte bu hoca kardeşimiz bir Ramazan günü Bulancak’a gidiyor. Mehmet Özbek kardeş de oralarda pazarlamada. Kendisine hocamızı ziyaret etmesini söylüyorum. Bulancak’a gidiyor, orada olduğunu ve köyüne gittiğini öğreniyor. Bir vasıta ile köyde olduğu yeri öğreniyor, bulunduğu evin zilini çalıyor ve bizim sevgili hocamız Şekerci’yi karşısında görünce hayretler içinde kalıyor. Kaldığı evde içeriye davet ediyor, iftar yapıyorlar. Hocam  Şekerci’ye :- Ya hu Mehmetçiğim, benim burada olduğumu babamlar dahi bilmezken sen nasıl buldun da geldin? diye sorunca Mehmet kardeşin cevabı hazır; - Efendimizin himmeti, o beni sana gönderdi, diyor. Hocam da; - Tabii, Efendinin himmetinden  başkası olamaz, diyor ve   birbirlerine bakıp tebessüm ediyorlar. Sonra da Teravih’ e gidiyorlar. Vaaz, namaz ve sohbet ve o gece orada istirahat..

Şekerci kardeş ben Fakülte’ye başladığım 1985 Mart’ından 1999 Mart’ına kadar hemen her gün ziyaretime gelir ve arkadaşlarla tanışırdı. İşte Dursun Ali hocamı böylece tanımıştı. Hocamla beraber olduğumuz yıllarda çok güzel hatıralarımız oldu ve hala irtibatımız devam ediyor.

Bakınız, söz dinleyenler dağın başında da olsa lütfa erer, aradıklarını  da bulurlar. Vesselam.

“Önemli hatırlatma: Ahmet Kumanlıoğlu Efendi Babamızın -1921/1978-Hakk’a yürüyüşünün 48. Vuslat Yıldönümünü ihya ediyoruz. Ruhu şad, himmetleri var ve daim olsun. 28.7.2026(HFK)” 

-Şekerci kardeşimiz fakültede hizmet ettiğim ondört yılda hoca arkadaşlarımın çoğunu tanıdı. Onlarla hep samimi dialog içinde oldu, bana olan saygısını hayretle, ibretle izlediler. Hazmeden oldu, edemeyen oldu. 

Emekli Prof.Dr. Abdülkerim Ünalan hocam 1987’de aramıza katıldı. İzmir’de 12 yıl beraber hizmet verdik. Sonra Diyarbakır İlahiyat’a geçti ve Dekan’lık yaptı.Emekli oldu şimdi İstanbul’da.

Yeni geldiği bir gün Gaziantep İmam-Hatip’ten okul arkadaşı merhum Ahmet Yaşar hocamla birlikte oturuyoruz. Ahmetb hocam normal hoşbeşi kesti ve beni aynı yaşta olduğumuz Abdülkerim hocama tanıttı. –Hocam – bu arkadaş Melami şeyhidir ve sadık müridleri vardır. Biri de Şekerci Mehmet Özbek’tir” dedi. Ben bu özel konuya girmemesini çok rica ettimse de beni dinlemedi. O anda hava birden değişti, Abdülkerim hocam başladı beni derinden süzmeye. Bir yukarıdan baktı, bir aşağıdan. Mana veremedi. Kendisi Kurtalan’lı olduğundan ve Doğu’da medreselerde okuyup oradaki şeyh    efendileri tanıdığından bana ister istemez bu ünvanı yakıştıramadı. Çünkü üzerimde kıravat, ceket pantolan vardı, üstelik sakal da yoktu. Döndüm Ahmet hocama- Ya hu hocam bu konuya girmeyelim dedim sana, bak hocaefendiye nasıl bakıyor!!!. Bu sefer Abdülkerim hocama dönüp ;-Hocam kusura bakma biz batının şeyhiyiz doğunun değil. Batıdan bu kadar Şeyh çıkar,dedim. Gülüştük. Sonra birbirimizi yakından tanıdık. Şimdi bendenize “Efendi Hazretleri” diye iltifatta bulunuyor.

Anlattığım ve anlatacağım olaylarda Şekerci Mehmet kardeşimizin de çok büyük payı var. Bir keresinde radyosu bozulur hocamın. Biz de onu Mustafa İşbilir kardeşimiz kanalıyla tamir ettirdik ve beraberce çalıştığımız odamıza getirdik. Radyo açık, bas bas bağırıyor. Hocam radyoyu soruyor, ben de kendisine -Hocam şaka yapma diyorum. -Yok vallahi, diyor ama o kadar ilimle meşgul ki dibindeki kocaman radyoyu fark etmiyor. Kendisine gösterince de – Kusura bakma hocam fark edememişim” diyor.

Bir keresinde de gözündeki gözlüğü soruyor, gördünüz mü diye. Gülüşüyoruz. O kadar ilim aşığı ki…

Kızımız Asiye Nur İzmir İlahiyat’tan mezun oluyor, tayini Diyarbakır’a çıkıyor. Biz de hocamın evinde misafir oluyoruz. Sonra kızımıza bir yakınının evini kiralıyoruz. Neydi o günler be…

Ve Ramazan Şimşek hocam en sonunda elini öptürdü, İbrahim İlhan hocam, ondan gelen derin sohbete dayanamayıp benim odama geldiler, tüyleri diken diken olmuştu. Aydınlattık ve rahatladı.

Ahmet Yaşar hocam -bizim de şeyhimiz var, zorlamasın dediği hala kulaklarımda. Hüseyin Görgülü hocam da kendisini dinleyen ve takdir edenlerdendi, Mehmet Şeker ve Nevzat Aşık hocalarım Kemeraltı’nda karşılaştıkları zaman kendisinden benimle görüşmek için telefon bağlantısı yapmasını istemişlerdi. Yeni Dekanımız Muammer Erbaş hoca Yozgat’lı olduğundan aralarında hemşehrilik bağlantısı da var el’an. Bu güzel hatıraları say say bitmez.

İstanbul’da Hafız Ahmet Soyyiğit(merhum) Efendimiz bir ziyaretinde kendisine: -Hasan Fehmi Efendi sayesinde fakültedeki hocalarla hemhal oldun, Efendi sana daha ne yapsın, olanca güzelliği yaşatmış oldu” demişti bir zaman.

Bir hadise de Selçuk yolunda yaşanmıştır. Birdenbire Dergimizin etkinliğinde Kuşadası’nda davetteyiz. Hacı Babam ve 30 a yakın kardeş Şerif Yoldaş dayımızın Isuzu’su ile oradayız. Mana yüklü bir kutlama merasimi icra ettik. Gece dönüşte önde Mehmet Dağ merhum kardeşimizin yeni aldığı BMC kamyonet ile Faruk Görgülü hocam, Şekerci Mehmet Özbek, Tamer Tümer ve Hicret Danış kardeşler yola koyuluyorlar. Selçuk’a yakın yerde Dağ kardeşimiz, yolda yatan atları son anda farketse de iş işten geçmiş, kamyonet ata çarpıyor ve havada 3-5 takla atıyor ve diğer yola yan yatıyor. Allah’ın lutfuyla kardeşlere bir şey olmuyor, sağ salim içinden çıkıyorlar. Arkadan Isuzu geliyor. Şoför Şerif Ali Yoldaş yeğen. Olay mahallinde duruyorlar. Şekerci meşhur çantasını sırtlayıp Isuzu’ya geçiyor. Eve varınca kulağından kırık cam parçaları çıkan Hicret, böyle anlatıyor. Biz geriden taksi ile olay mahalline geliyoruz. Çok büyük kaza, ama Rabbimin merhameti daha büyük, müşahede ediyoruz.

Kamyonet  kurtarıcı ile İzmir’e getiriliyor. Kazazedeler de evlerine dönüyorlar.

Dağ Mehmet kardeşimiz önden gitmekle acaba arkadan dervişlerle dolu gelen minibüsümüzü mü korudu ? Düşünmek  bile istemiyoruz, ya içi dolu büyük araba o yolda yatan yaralı ata çarpsaydı, durum ne olurdu? Allah korudu kısacası vesselam.

Zikirden, sohbetten, muhabbetten dönülüyordu. Hikmetinden sual olunmaz Rabbim böyle bir imtihana tabi tuttu. Tekrarından ve beterinden korusun Mevlamız bizleri. Amin

 
 
bottom of page