top of page

Zikir Meclisleri 3

Yazarın fotoğrafı: Hasan Fehmi Kumanlıoğlu
Hasan Fehmi Kumanlıoğlu
15 Haz
7 dakikada okunur

ZİKİR MECLİSLERİ 3

25.02.2026 Çarşamba

Gelelim diğer önemli Zikir Meclislerine;

Bu bölümde yurt dışında Melami canları ve yurt içinde yabancıların teşrifleri ile yaşadığımız zikir meclislerindeki güzellikleri sizlere sunacağım.

2005 yazında Hz.Pir Muhammed Nur için tertiplenen ihya günlerine katılmak üzere Makedonya yoluyla Kosova- Prizren’e bir seyahatimiz oldu. Orada Fehmi Özden Ef.nin açtığı dergahta iyi anlar geçirdik. Abdullah Rahte kardeşimizin hizmet ve ikramlarını aldık. Bir otel salonunda sempozyum icra edildi. Bendeniz, Nimetullah Hafız, Hacı Baba  ve Fehmi Özden beyler konuşma yaptılar Pir Efendimizin tanıtımı ve Melamet konusunda . Arkasından ayak zikrine geçildi. Çeşitli diller ve ırklardan oluşan Melami canları kol kola girdik ve dakikalarca Allah dedik. Arnavutu, Boşnakı, yerlisi ve Türkiye’den gelenler. Biz iki taksi gittik. Birinde Hacı Baba, Halil Yılmaz Ef., Mehmet Soyyiğit ve Mürsel Karaca. Bizim arabada ben, Fehmi Özden, Ramazan Hoca ve kaptan Tevfik Gündiyer. Hakk’a kavuşanlara bol rahmet.

Fotoğraflarla da tesbit edilen o güzel ve atmosferi yüksek anları, Birdenbire Dergimizin ilk sayısında kaleme almıştık. Mitroviça’da Yunus Efendi dergah ve türbesini ziyaret ettik. Priştina’da Faik İmeri ef.nin evinde misafir kaldık.Mel-ami adlı lokantada  ikramları aldık. Raif Vrmiça üstadımızla tanıştık ve birlikte olduk. Kamil Tosko’yu evinde ziyaret ettik.

Oralarda geçirdiğimiz zamanın manevi sarhoşluğu hala devam ediyor. “ Onların arasını Allah birleştirdi” ( Enfal,8/63’ten)ayeti bir gerçeği vurguluyor ki; o da, dilleri, renkleri, ırkları, yurtları ayrı ayrı olsa da gönülleri Allah aşkıyle yananlar hep bir yerde olurlar, zikir meclislerinde.

Vazifemizi ifadan sonra Makedonya’ya döndük. Burada Üsküp, İştip, Ustrumca, Kalkandelen, Kırçova, Gostivar, Ohri, Resne ve Manastır şehirlerini ziyaretten sonra Yunanistan yoluyla yuvamıza döndük.

Üsküp’te misafir kaldığımız yerlerde, Ustrumca’da Ramis Ef.nin dergahında, Kırçova’da Halveti dergahında, Ohri’de Hayati Baba tekkesinde unutulmaz zikir meclisleri kurduk ve Hak dostlarıyla şahane anlar yaşadık, kulluğun zevkini bolca tattık.

Konumuz zikir meclisleri ve oralardaki buy-i Muhammedî, rayiha-i rih-i Rahman, yani Hak kokusunu doya doya içine çekmek. Koca Yunus ne diyor; “Ben dost kokusun almışam / Misk-i Hitan’ı neylerem”.

Her gittiğimiz yerde biz de bu kokuyu aldık ve yaydık. Hz. Pir efendimizin saçtığı ilm-i ledün neşesini o mübarek diyarlarda tatma fırsatını bulduk.

 

** Yıllar önce( 1997 yılı) Aydın-Kuşadası Meksav’a İtalya’dan ziyaretçiler geldi. Dergah yeni açılmıştı. Başta  Hacı Babamız, Meksav’ın kurucusu H.İbrahim Öçal, bendeniz, Fehmi Özden kardeşimiz ve kalabalık bir ihvan grubu hazır bulunmaktaydı. Bendeniz temel atma töreninde de çok güzel ve manidar bir dua yapmıştım. Heyecanlı ve meraklı bir İtalyan misafirler. Ben de birkaç kelime söyledim, tercümanımız İtalyan Müslüman Hatice hanım tercümede zorlanıyordu. Çünkü ben sevinçten ve heyecandan yavaş yavaş konuşamıyordum. Sanki karşımdakiler dilimizi bilen kimselerdi. Şahane bir manevi ziyafet. Efendiler sohbet ve muhabbetin alâsını lütfediyorlar. Karşımızda hiç aşina olmadığınız bir topluluk. Kendilerini Hıristiyan olarak tanımlıyorlar. Acaba Hz. İsa efendimizi ne kadar tanıyorlar… Hz. Muhammed Efendimizin değer verdiği ve peygamber olarak tanıttığı İsa (as) ın Tevhid ilmindeki yeri, babasız dünyaya gelişindeki sır ve hikmeti sundukça büyüklerimiz, akl-ı selim sahibi olanlar hayretler içinde ağzı açık dinliyorlar. Makam-ı Cem’in neşesi Hz. İsa’da halk batın Hak zahir, baba gizli çocuk zahir, ruhullah. Çözümü bu. Musa (as) da Hak batın halk zahir,Kelamullah, Hz. Muhammed (sas) de halk ve Hak bir arada, Rasulullah, Hateme’n-nebiyyin.

Bu manalar açıldıkça biz mestoluyor, hristiyan tahsilli İtalyanlar dehşete düşüyorlar. Arkadan sağanak halinde bir zikir. Gel de keyiften dört köşe olma !!. Herkes halinden memnun. O esnada içlerinden iki bekar, bir bay bir bayan kelime-i şahadet getirip İslam ile müşerref oluyorlar ve akabinde de nikahları kıyılıyor. Elhamdülillah. O anı tescilleyen fotoğraflar var.

***26.02.2026 Perşembe

İzmir 9 Eylül Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde beraber görev yaptığımız Adil Özdemir hocam Amerika’ya  gitmişti. Oradan 25 civarında öğrenci ile geldi. Bunlar Türkiye’deki İslam’ın nasıl yaşandığını araştırıyorlar. Halkın, tarikat ehlinin ve çeşitli cemaatlerin tavır ve uygulama tarzlarını yerinde görmek ve bilgi sahibi olmak niyetindeler. Sağ olsun arkadaşımız bizleri Fakülteden tanıdığı için birlikte bir sohbet yapmamızı istedi. Bunun üzerine  17.01.2012 günü Numan Çıplak kardeşimizin İzmir Kemeraltı’ndaki sohbethanesinde buluşmayı kararlaştırdık. Arkadaşlardan Bülent Öksüz bendiriyle, Tahsin Cem Güzel bağlamasıyla olmak üzere Nazım Ankaralıgil, Mehmet Özbek, Mustafa Ünlü,  Osman Nuri Yılmaz, Numan Çıplak, Erdinç Özkan ve Ahmet Cem Balkancı dervişler  toplantıda hazır bulunduk, Talebelerin çoğu Balkanlardandı. Sorularını Adil Bey tercüme ediyor, ben de cevaplıyordum. Bir süre böyle sorulu cevaplı oldu. Sonra merasime geçtik. Bendir ve saz eşliğinde ilahiler ve ayak zikri. Kol kola girip başladık dönmeye. Dilimizde “Allah Allah Allah” zikri. Her nefeste üç defa. Kendimizde vehmettiğimiz ef’al, sıfat ve vücuddan kurtuluş ve bunları hakiki sahibine teslimiyeti remzeden bir zikir tarzı. Kendimizi kaybetmeden güzel bir gösteri. Kızlı erkekli öğrenciler bu durumdan çok memnun oldular, yüzlerinde hayretin verdiği tebessüm ve gülücükler.

İslam, adından anlaşılacağı üzere barışı, selamı ve selameti içeren bir din. Daha önceki peygamberlerin getirdiği dinler de hep İslam’ı temsil ediyordu zaten. Hepsi bir olan Allah’a ibadeti, ahrete inanmayı ve güzel ahlakla mücehhez olmayı emrediyordu. Hz.Muhammed Mustafa Efendimiz son peygamber olduğu için onun getirdiği İslam ise en mükemmel, en kabul edilebilir ve hiç eksiği olmayan tam bir dindir. Kur’anı Kerim’de yüce Allah bunu böyle beyan ediyor. “ Maide, 5/3)

İslam evrensel bir mesajı içerdiğinden herkes buna kulak verecek. Hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun bu böyledir. Çünkü onlar ümmet-i davettir, biz ise ümmet-i icabetiz. Bütün mesele bu ilahi çağrıya güzellikle, hikmetle, tatlı dille ve incelikle çağırmaktır. (Nahl,16/125. Ayet) Biz de bunu Melamet anlayışı ve yolunda bulduk ve uyguluyoruz.

Talebeler, tekrar buluşma dileğiyle memnun ayrıldılar. Kendilerine bu arada mütevazı, doyurucu  ikramlarımız da oldu. Maddî ve manevî ziyafetle berhüdar olduk canlar.

 

*** 01.03.2026 Pazar

Büyük Efendimiz Hasan Fehmi Tezdoğan Hz.lerinin halifelerinden Hasan Özlem Efendimiz Turgutlu’dan Salihli’ye göçmüştü. Orada Kemal Zurnacı ef., Abidin Aydın hocaefendi , Demirali Serbest ağabey ve diğer ihvanları yakinen tanıdım. Hatırı sayılır bir ihvan grubu vardı.

Yıllar önce bir keresinde Hasan Özlem ef.yi ziyarete gittik. Başta Hacı Baba olmak üzere mütevazı bir ihvan grubuyla Salihli’de ismini hatırlayamadığım bir ihvanın evinde toplandık. Ev, Salihli ovasına bakan bayır bir yerde. Sohbeti müteakip Hasan Özlem ef. ile Hacı Baba (H. Sabri Soyyiğit efendimiz) ayak zikrine kalktılar, bize orada unutulmaz bir ders verdiler. Şahane bir gösteri oldu. Onların karşılıklı el ele kolkola tutuşarak yaptıkları ayak zikri, dakika tutmadık ama bayağı uzun sürdü. Biz oturarak hem o mübarekleri seyrediyor, hem de zikre katılıyorduk. Öyle ki seslerimizin ayyuka çıktığı o zaman diliminde Salihli ovası inliyor, oradaki ahali de zikrimizi doya doya dinliyordu. Zikrin sonunda ihvanın birinin “ Yahu, bu zikri bütün Salihli duydu” diye yüksek sesle haykırdığını duyduk. Akşam vakti icra edilen bu merasim gönlümüzü hoş etmişti. Hacı Baba’dan 20 yaş büyük olan Hasan Özlem ef.nin gösterdiği performans, dayanıklılık parmak ısırttı doğrusu.

Demek ki, zikir insana güç veriyor, enerji veriyor. Hangi yaşta olursa olsun dervişi dimdik ayakta tutuyor. Bu kadar sene geçti, biz hala o andaki heyecanı ve ibretamiz olayı yaşıyoruz.

Sonra birbirimize candan sarıldık ve İzmir’e evlerimize dönmek üzere ayrıldık.

Rabbim bu hayat veren anların tekrarını nasip etsin. Ediyor Elhamdülillah. 

 

 

***  Yine Salihli’den bir zikir meclisi hatırası.

Kemal Zurnacı ef.nin tren yolu kenarındaki evindeyiz. Kemal ef. bana Osmanlıca bir el yazması  eser vermişti. Ben de onu yeni harflere çevirip basmıştım. “ Prizren’li Hacı Ömer Lütfi Divanı Seçmeler-1”  adını taşıyan bu eserimizi 1980 yılında dostlara takdim ettik. Hala elimizde birkaç tane var.

Toplantıda Hasan Özlem ef., Prizren Rahofça’dan Süleyman Kolari ef., İstanbul’dan avukat Yusuf Ziya ef. ve ihvanlar, hep bir aradayız. Efendiler sohbetlerini yaptılar. Avukat bey, melamilikle yazdığı eserlerini tanıttı. Ve ben, Nurü’l- Arabi hz.nin dervişlerinin birbirleriyle tanışıp yakın olmalarını , birlik içinde can cana hareket etmelerinin  yerinde olacağını ifade ettim. Babacığım Ahmet Kumanlıoğlu hz.nin bu büyük düşüncesiydi. Benim düğünümde 1972’de teşrif eden çeşitli yerlerden gelen efendilere arzetmişti. Melamet-i Fehmiye adını verdiği bu birlikteliğin tahakkuk etmesini istedi. Ama oradakiler buna hazır olmadıklarından bu fikri kabule yanaşmadılar. Amaç fehme yani anlayışa dayalı ilmî bir birliktelikti. Olmadı, gerçekleşmedi. Sonra kendi halifeleri arasında bu düşüncenin tahakkukuna çalıştı. Sağlığında biraz yol alındı. Şimdilerde ne haldeyiz, Allah yardımcımız olsun. Her neyse, bilnen bir geçek var. “İp koptuğu yerden bağlanır ve yiğit düştüğü yerden kalkar” demiş atalarımız.” Umudumuz hep var.

İşte bu gerçeği bilen Yusuf Ziya Ef.  ben sözümü bitirince bana “ Zaten babanın amacı seni başımıza geçirmekti” demesin mi! Hiç iyi olmadı bu çıkış. “ Hayır hayır, öyle bir şey yok yanılıyorsunuz, kim hizmet ederse onun etrafında birleşiriz” dedim. Ama ortam gerildi tabii. Neyse efendiler ortamı yumuşattılar.

İkindi Namazı vakti girdi o sıra. İmamete kim geçecek ? Ev sahibi en layık olanı.  “Ama ben Hasan Özlem efendimin önünde olamam” dedi, arkada kaldı. Süleyman ef. imam olmasına rağmen, misafir olduğunu dile getirerek geri çekildi. Hasan Özlem ef.miz imamlık yapmadığını beyanla sıra Avukat Beye geldi. O da yapamayacağını ifade etti. Artık herkes bendenize döndü. Ben de misafir olduğumu belirttim , ama, nafile. Hasan Özlem ef. kolumdan tuttu ve “ Geç imamlığa” dedi. El- mahkum ve el-mecbur, imamete geçtim ve arkamda duran Tikveş’li Yusuf Ziya ef. ye “Nasıl, gördün mü, hani babam beni sizin başınıza geçirmek istiyor ya, demiştin. Demek ki şartlar ne gerektiriyorsa o tecelli ediyor” dedim. İkindi Namazına niyet edip namazı kıldırdım.

Daha sonra büyüklerin ellerini öptük, birbirimize sarılarak o nezih ortamdan ayrıldık, evlerimize sağlık afiyetle ulaşmak dileğiyle yola revan olduk.

Açık sözlü ve mangal yürekli olmak her zaman şiarımızdır. Dostlarımızın/ her birimizin içlerindeki semm-i katili/ öldürücü zehiri,benlik hastalığını bırakmaları tek temennimizdir.

Ülkemizde Melamet erlerinin her yörede varlığından haberdar olmamız bizleri yürekten sevindiriyor. Halka hizmet Hakk’a hizmet parolamızdır.

Mayamız Maye-i Muhammedî olduktan sonra, ümitsizliğe mahal yoktur. Gelecek bizim, Hakk’a gönülden inananlarındır vesselam.( Âl-i İmran, 3/ 139)

 

 

02.03.2026  Pazartesi                                                                                                                                       “ Geçmiş zaman olur ki   Hayali cihan değer” diye çok manidar bir söz var. Divan edebiyatı kökenli olduğu yazılı.

Yıllar önce Başçavuş Turan Erseven Ef. Balıkesir Hava Üssünde görevli idi. Yanına İ.Çetin Kaysudu gelirdi sohbete. Onun yanına bacanağı Mehmet Çelikçeken de geldi. Derken demircilik yapan diğer kardeşleri ve tanıdıkları da gelince sayı arttı. Şehrin içinde bir ev alındı, tamir edildi ve dergah hüviyetine kavuştu. Orada ywmwklwr yendi, namazlar kılındı ve arkasından coşkulu ayak zikirleri icra edildi. “Çok çocuk anayı şaşkın babayı düşkün yaparmış” atasözü gereği sönraları o güzel anları arar olduk. Hala da arıyoruz.

Turan Ef,  Konya’ya tayin oldu. Göçmen Hasan Dindaş’ın kızı Hatice hanımla evlendi. Kızları şimdi doktor olan Şadan, Hacı Baba’nın küçük oğlu Muhlis ile evlendi. Böylece Hacı Babayla dünür oldular. Şimdi ikisi cennette sohbetteler ve diğer göçenler de onlarla beraberdir inşallah..

Balıkesir’de gerçekten güzel bir havamız vardı. Zikirler bambaşka idi. Sesler tavanı delip göklere çıkıyordu. “ Nazar mı değdi bize düştük bu hale neden” diyen şairi hatırlıyoruz bu anlarda.

Daha sonra İ. Çetin Kaysudu ihvanı toparlamak istedi, gayret etti ve o da rahmete kavuştu.

Bir keresinde Balıkesir’de bir düğün merasimi tertip edildi. Sinema salonunda mevlit, sohbet ve arkasından zikir. Yahya Soyyiğit merhum ilahiler okuyor, ama bizim arzuladığımız tempoda değil. Bir baktım Hacı Baba koluma yapıştı ve bana sert bir sesle; “ Kalk hocaefendi kalk, çık şurada bir ilahi oku da coşalım” dedi. Ben de “ el-emru fevkal-edeb” dedim ve sahneye çıktım. Çıkar çıkmaz başladım zikir tempolu  “Allahu Allah Allahu Allah” demeye. Salondakiler hepsi ayağa fırladı  ve zikrullah ile ortalığı inlettiler. E e e durulur mu! Arkadan  “Aşkıma aşk kat Derdime dert kat  Zikredem kat kat Dermanım Sen ol” ilahisiyle Ahmet Efendi babamız zuhura geldi. Akabinde yine onun “Biz geceyi güne kattık “ nameleriyle zakirler bir kere daha coştular. Ve diğer ilahiler. Zikrin hayat veren birleştirici gücünü gözümüzle ve gönlümüzle müşahede ettik. İhvan manevi gıdayla tam tamına doydu o gün, o saatte. Hacı Babamızın yüzünde de memnuniyet ifadesi çok rahat okunuyordu. Bu gün, o yaşanılan anların hayalini kurmak da güzel be canlar. 

 

 

 
 
bottom of page