Elmas Zeki Efendi

Elmas Zeki ef. den
( Melami Uluları bölümünde hakkında bilgi verdiğim Elmas Süreyya Zeki Ef.nin Hasan Fehmi Tezdoğan Ef.nin Tarifname’sinden – Akhisar 1954- kopyaladığı defterinde bulunan ikibuçuk sahifelik manidar yazısını takdim ediyorum. ) Cümle Erenlerin ruhları şadolsun .Amin
Mürşid-i Kâmili aramak.. 22 Eylül 2026 Salı
Mürşid-i kâmili bulup aramak (arayıp bulmak) ve ândan(âna) biat idüb teslim olmak herkese farzdır. Ve onun izniyle ehl-i zikir olmak lâzımdır ve vacibdir. Nitekim Bârî Teâlâ buyurur: “ Fes’elû ehle’z-zikri in küntüm lâ ta’lemûn”( Nahl,16/43) Yani.”Siz zikri bilmezseniz ehl-i zikir olan birini bulunuz. O size talim eder.” Yani batın manası, “ yani bir mürşid-i kâmilden biat edip onun emriyle zikre devam ediniz, zikri öğreniniz” demektir.
İmdi, mürşid-i kâmil ol zat-ı şerifedir ki sözü doğru ola sükun ve istikamet üzere. Allah buyurur: “Festakim kema ümirte= Emrolunduğun gibi doğru ol=” ( Hud,11/112) ayet-i celile.
Bast ve kabz sahibi ola.İktiza ettikde/gerektiğinde dervişin sülukunu bast ide veya kabz ide.
Sahib-i dava olmaya. Zira tasavvuf demek, davayı terk etmektir. Yani esrar-ı ilahiyyeyi ağyara söylememektir.
Cenab-ı Rasulullah buyurur: “Et-tasavvufu terkü’d-da’va ve kitmanü’l-me’anî = Tasavvuf davayı terk etmek ve manayı gizlemektir”.
Ve sahib-i mücahede ola. Şehvet ve tabiat esiri olmamalı. Zühd ve takva ile areste/süslü ola. Muhabbet-i dünya ve ukbayı terk edip, masivayı defetmiş ola. Âna bir şey maksud olmaya. Şeriat libasını giyip muhasebe asasını eline almış ola. Bilkülliye tecelliyat-ı ilahiye ile fenafillahta mahv-ı mutlak olup bekabillahta cemden farka ve fark-ı evvelden fark-ı sâniye geçmiş ola. Şeriat-ı mutahharada gereği gibi emir ve nehyi bile ve icra ede. Dört kapısı mamur ola. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat ilimlerinde âlim ola.
Ey benim canım mürid- i Hak! Mürşid-i kâmil bulmak gayet güçtür. Bir aşık mürşid-i kâmili bulduysa ânın işi tamamdır. Zira insan-ı kâmil bir aşığı tarfetü’l-aynda/ göz açıp kapamada irşad edip Hakk’a vasıl eder.
Ey aşık-ı sadık! Cezbe dedikleri insan-ı kâmilin gönlüne girmektir. İnsan, mürşid-i kâmilin gönlüne girerse, şakî ise saîd olur, Hakk’a vuslat ettin, demektir. Hak Tealâ buyurur: “Yemhullahü ma yeşau ve yüsbit ve indehü ümmü’l-kitab= Allah dilediğini siler ve dilediğini bırakır. Ümmül-kitap/ ana kitap O’nun katındadır” ”( Ra’d, 13/39).Ayet.
Ümmül-kitab, mürşid-i kâmilin kalbidir. Dilediğini yapar, istemediğini bozar. Zira insan-ı kâmil Hakk’ın eminidir ve kalbinde Hakk’ın emaneti vardır.
“ Ve’t-tini ve’z-zeytuni ve turi sînine ve haze’l-beledi’l-emin. Lekad halekna’l-insane fi ahseni takvim..ilh.= İncire, zeytine ve bu emin beldeye yemin olsun ki biz insanı en güzel kıvamda yarattık” (Tin,95/1-4). Zahir manası malum. Batın manası “ Ve men dehalehu kâne âminen= Kim ona girerse emniyette olur” (Al-i İmran.3/97) ayeti mucibince şehr-i Mekke’ye dahil olan, belâlardan emin olduğu gibi, Hakk’ın emanetini hâmil insan-ı kâmil gönlü bir şehr-i emindir.
İncirden murad hakikat, zeytinden murad marifet, Tur-i Sina’dan murad tarikat ve şeriat bu makamda olan aşıkların gönlüdür. Hakikattan murad sırr-ı uluhiyet, marifetten murad Hak Tealâ’nın zat-ı rububiyeti oldukda bu ayet ve hadis-i şerifin hakiki manası; Hak Tealâ kendi zatına zatından kasem/yemin ediyor ve buyuruyor: “ Sırr-ı uluhiyetim ve zat-ı rububiyetim bu şehr-i hakikat olan Hakka’l-yakin makam ve sahibi olan insan-ı kâmilin gönlüdür, şehr-i emin budur.
“Haze’l-beled” ayetinden murad, hakikat makamında olan kâmilin gönlü olduğunu bir hadis-i şerifde isbat eder. “Ene medinetü’l-ilmi ve Aliyyün babuha”. Hakiki manası: Ben hakikat, hakka’l-yakin makamındayım ve insan-ı kâmilim. Benim gönlüm şehr-i hakikat ve şehr-i emindir. Zira bilin ki bu Hakk’ın emanet şehrinin kapısı ve kapıcısı Ali’dir. Her kim isterse Ali’ye varsın. Yani tarikata girsin, demektir. Zira Ali, velilerin gavsı ve tarik-i Muhammedî’nin piridir. Şah-ı velâyet bütün ilm-i ledün esrarına sevkeden bir yoldadır.
Hasıl-ı kelam bu ayetin manası; her kim mürşid-i kâmili bulup biat ederse onun himmetiyle bana vasıl olur. Azaptan kurtulur. Belalardan emin olur.
“Lekad halekna’l-insane fi ahseni takvim” Cenab-ı Hak diyor: “Biz insanı mahlukatın en güzeli olan ahsen-i sıfat üzerine halk ettik. Kad’ı kameti (boyu posu) yani kendi suretim ve sıfatım üzere kıldık”.
“İnna ce’alnake fi’l-ardi halifeten= Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife kıldık” (Sad,38 /26) İnsan-ı kâmili yeryüzünde halife kıldım, kendi halifem olup zahir ve batın tasarrufumuzu onunla ızhar ettik, demektir.
Hasıl-ı kelam; insan-ı kâmil Hakk’ın halifesidir.
Ey aşık, talib-i dünya isen ehl-i dünyaya intisab et. Eğer Hakk’ı ve kemalâtı, marifet-i ilahiyeyi talib isen ehlullah ve evliyanın gönlüne gir. Onun himmet ve irşadiyle yaramaz huylardan halâs olup Hakk’ı Hak ile bilip “tehalleku biahlakillah ve’ttasıfu bisıfati rasulillah= Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın ve dahi Rasulullah’ın sıfatlarıyla sıfatlanın ”, arif olup Hakk’a vasıl olursun.
Haze’l-beledi’l-emin ve ahsen-i takvimi anladın, murad, kâmilin gönlü olduğu malum olur.
İmdi, ey benim iki gözüm salik ve talib-i Hak! Himmet et ki her şeyin batın tarafını anlayasın, göresin. Gaflet edip eşyanın zahirine aldanma. Mesela, bu surenin zahir manasına göre Hak Tealâ’nın incir ve zeytine kasem etmesi ne münasebet!... Hak erenler cümlemizi eşyanın batın yüzünü görmemize yardım etsin, taşrasına aldanmayalım. Eşref-i mahluk, Sultan-ı din yolunu tutalım ve ehl-i müşahede olalım. Akdan karadan geçelim. Hakikata marifete varalım. Hicabsız her yerde dost yüzünü görelim. İnsan-ı kâmili bilelim.Bil ki öyle olan insan-ı kâmilin birçok isimleri vardır. Bir ismi Ümmül-kitab, bir ismi Seb’ul-mesanî, bir adı Cevamiu’l-kelim ve dahi Kelimetullah. Nitekim Kur’an’da buyurur: “ Kul lev kane’l bahru midaden likelimati Rabbî = De ki, deniz Rabbimin kelimelerini yazmak için deniz olsa..” ilh.( Kehf-18/109) Cuma gecesi / 24.09.2026 Karşıyaka/İzmir
Not: Yazı bazı düzeltmeler ve ilavelerimle burada bitiyor. Rabbim tesirini icra eylesin .Amin
